Türkiye Deprem Tehlike Haritası (TDTH) 2018’de yenilendi ve 1 Ocak 2019’da, Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY 2018) ile birlikte yürürlüğe girdi. Yeni harita, on yıllardır alışık olduğumuz “1.–5. derece deprem bölgesi” kavramını tümüyle kaldırdı: artık ülke, keskin sınırlı bölgelere ayrılmıyor; her koordinat için en büyük yer ivmesi (PGA) ve spektral ivme katsayıları ayrı ayrı tanımlanıyor. Herkes, AFAD’ın interaktif web uygulaması tdth.afad.gov.tr üzerinden kendi parselinin koordinatını girerek bu değerleri sorgulayabiliyor.
Türkiye Deprem Tehlike Haritası nedir, eski haritadan farkı ne?
Eski sistemde Türkiye, il ve ilçe sınırlarını da kesen çizgilerle beş dereceli deprem bölgesine ayrılmıştı; bir yapının tasarım depremi, bulunduğu bölgenin derecesine göre tek bir katsayıyla belirlenirdi. Bu yaklaşımın iki temel zayıflığı vardı: aynı bölge içinde tehlike gerçekte homojen değildi ve bölge sınırının iki yakasındaki komşu parseller, aralarında fiziksel bir fark olmamasına rağmen farklı katsayılarla projelendiriliyordu.
Yeni TDTH bu sorunu, tehlikeyi sürekli bir yüzey olarak tanımlayarak çözer. Harita, her nokta için en büyük yer ivmesini ve tasarım spektrumunu kuran spektral ivme katsayılarını verir; yönetmelik tarafındaki karşılığını ise TBDY 2018 düzenler. Yönetmeliğin getirdiği çerçeveyi TBDY 2018 rehberimizde ayrıntılı anlattık. İki sistem arasındaki fark şöyle özetlenebilir:
| Konu | Eski Sistem (2019 öncesi) | Yeni Sistem (TDTH + TBDY 2018) |
|---|---|---|
| Tehlikenin tanımı | 1.–5. derece deprem bölgeleri | Koordinat bazlı sürekli tehlike yüzeyi |
| Tasarım girdisi | Bölge derecesine bağlı tek katsayı | Parsele özel PGA ve spektral ivme katsayıları |
| Çözünürlük | Bölge sınırları içinde tek değer | Her parsel için ayrı sorgu |
| Erişim | Basılı harita ve listeler | AFAD interaktif uygulaması (tdth.afad.gov.tr) |
| Zeminin rolü | Sınırlı, kaba sınıflama | ZA–ZE zemin sınıfına göre sahaya özel spektrum |
İstanbul kaçıncı derece deprem bölgesi?
En sık sorulan soru bu; güncel cevabı ise şu: İstanbul artık herhangi bir “derecede” değil, çünkü derece sistemi yok. 1 Ocak 2019’dan bu yana hiçbir il ya da ilçe için “1. derece” veya “2. derece” gibi bir tanım bulunmuyor. Bunun yerine, İstanbul’daki her parselin kendi koordinatına özgü tehlike değerleri var. Yani soru “İstanbul kaçıncı bölgede?” olmaktan çıkıp “benim parselimin tehlike değerleri ne?” hâline geldi.
Bu değişim bir ayrıntı değil, yaklaşım farkıdır. Eski sistemde koca bir il tek etiketle anılırken, yeni sistemde aynı ilin içinde tehlikenin kademeli olarak değiştiği görülür. İstanbul gibi kuzey–güney doğrultusunda onlarca kilometre uzanan ve güneyinden aktif bir fay hattı geçen bir şehirde bu fark özellikle belirgindir.
İstanbul’da tehlike güneyden kuzeye nasıl değişiyor?
Genel tablo iyi bilinen coğrafi gerçeğe dayanır: İstanbul’un ana deprem kaynağı, şehrin güneyinde Marmara Denizi içinden geçen fay hattıdır. Tehlike değerleri bu kaynağa yaklaştıkça büyür, uzaklaştıkça küçülür. Bu nedenle haritada sayısal değerlerden bağımsız olarak üç nitel kuşak okunabilir:
- Güney kıyı şeridi: Marmara kıyısındaki ilçeler ve özellikle faya en yakın konumdaki Adalar, en yüksek ivme değerlerinin görüldüğü kuşaktır.
- Orta kuşak: Şehrin iç kesimlerinde değerler güney kıyısına göre kademeli olarak azalır; yine de İstanbul genelinde tehlike, Türkiye ortalaması düşünüldüğünde ciddiye alınması gereken düzeydedir.
- Kuzey (Karadeniz tarafı): Şile gibi Karadeniz’e bakan ilçelerde harita değerleri şehrin en düşük seviyelerine iner. Ancak bu, “deprem sorunu yok” demek değildir; kuzeydeki binalar için de değerlendirme ve güçlendirme gündemde olabilir.
Kendi parselinizin tam değerini merak ediyorsanız tdth.afad.gov.tr üzerinden koordinatla sorgulayabilirsiniz. Yalnız şunu unutmayın: bu sorgunun sonucu bir mühendislik girdisidir, tek başına bir “güvenlik notu” değildir.
Tehlike ile risk aynı şey mi?
Hayır — ve bu ayrım, haritayı doğru okumak isteyen herkes için yazının en önemli cümlesidir. Tehlike (hazard), sahanın bir özelliğidir: o noktada yerin ne kadar şiddetli sarsılabileceğini anlatır ve binadan bağımsızdır. Risk ise tehlike ile yapının zayıflığının birleşimidir: aynı sarsıntı, sağlam bir binada sınırlı hasar yaratırken zayıf bir binada göçmeye yol açabilir.
Somutlaştıralım: Karadeniz tarafında, harita değerleri görece düşük bir ilçede duran ama hiçbir mühendislik denetiminden geçmemiş eski bir bina; güney kıyısında, yüksek tehlike değerlerine göre tasarlanmış sağlam bir binadan daha riskli olabilir. Haritadaki değere bakıp rahatlamak da paniğe kapılmak da aynı hatanın iki yüzüdür: denklemin yalnızca bir yarısına bakmak. Diğer yarıyı — binanızın gerçek kapasitesini — ölçmenin yolu ise bellidir; deprem performans analizinin ne olduğunu ayrı bir yazıda adım adım anlattık.
Zemin sınıfı haritadaki değeri nasıl değiştirir?
Haritadan okunan değerler işin başlangıcıdır; sahaya özel tasarım spektrumu, TBDY 2018’de tanımlanan ZA’dan ZE’ye uzanan zemin sınıfıyla birlikte kurulur. Sağlam kayadan yumuşak zemine doğru gidildikçe zeminin sarsıntıyı iletme ve büyütme davranışı değişir; aynı harita değeri, farklı zeminlerde farklı tasarım taleplerine dönüşür.
Üstelik zemin, ilçe ölçeğinde bile homojen değildir: aynı ilçede vadi tabanındaki bir parsel ile sırttaki bir parsel farklı davranır. Bu yüzden “ilçem şu kuşakta” bilgisi hiçbir zaman parsel ölçeğindeki gerçeğin yerini tutmaz. Parselinizin zemin sınıfını ve sahaya özel spektrumu belirleyen adım zemin etüdüdür; hem yeni yapı tasarımında hem de mevcut bina değerlendirmesinde vazgeçilmezdir.
Harita binamın tasarımında ve güçlendirmesinde nasıl kullanılır?
TDTH’nin pratik işlevi nettir: bir binanın tasarımında hangi ivmenin esas alınacağını belirler. Yeni yapılarda proje mühendisi, parselin harita değerleri ile zemin etüdünden gelen zemin sınıfını birleştirerek sahaya özel tasarım spektrumunu kurar ve taşıyıcı sistemi bu talebe göre boyutlandırır.
Mevcut binalarda da süreç aynı girdiyle başlar: deprem performans analizinde binanın bilgisayar modeli, parselin güncel tehlike değerlerinden türetilen deprem talebiyle sınanır. Bina bu talebi karşılayamıyorsa eksik, kat ve eleman düzeyinde ortaya çıkar; çözüm de buna göre kurgulanmış bir bina güçlendirme projesidir. İstanbul’daki binalar için bu sürecin nasıl işlediğini İstanbul bina güçlendirme sayfamızda ayrıca anlattık.
Özetle: yeni harita, “ilçeniz kaçıncı bölgede” sorusunu tarihe karıştırdı ve yerine daha adil, daha hassas bir soru koydu — “sizin parseliniz için tehlike ne, binanız bu tehlikeyi karşılayabiliyor mu?” İlk yarısını AFAD’ın uygulaması söylüyor; ikinci yarısı mühendislik işi.